Kayseri’de Bir Akşam ve Düşüncelerim
Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken aklıma gelen her şey birbirine karışıyor. Rüzgâr, Erciyes’in soğuk gölgesini yüzüme vuruyor, ellerim cebimde, içimde bir boşluk ve bir merak var. Bugün günlüğüme bir şey yazmak istedim; ama kelimeler o kadar ağır ki, neredeyse boğazımı düğümlüyor. İnsan bazen kendi geçmişiyle yüzleşirken, çok eski zamanları da merak ediyor. Mesela Hz. Adem… Onun adına neden “Adem” dendiğini düşündüğümde, bir hüzün ve bir sıcaklık aynı anda içimi sarıyor.
Adem’in İsmi ve İnsan Olmanın Anlamı
Düşündüm ki Adem ismi boş yere verilmiş olamaz. İnsana dair her şeyin başlangıcı o isme bağlı gibi geliyor bana. Günlüğümü açıp, kelimeleri birbirine karıştırmadan yazmaya başladım. “Adem”… İlk insan… Tüm insanlığın kökü… Ama neden bu isim? Bazen insan kendi ismini bilmekle yetinmez, bilmek ister kökenini, anlamını. İçimde bir heyecan var; sanki bu isim bana bir sır anlatacak.
Bir Hayal Kurdum
Gözlerimi kapattım ve kendimi öyle bir sahnede hayal ettim ki, anlatmak zor ama deneyeceğim. Beni çağırıyor gibi bir ses var, “Bak buraya, Adem’in yaratıldığı yere.” Toprağın kokusu, suyun sesi, kuşların cıvıltısı… Her şey öylesine saf ki, insanın kalbi titriyor. Ve orada, Tanrı Adem’i yaratıyor. Öyle bir anda, öyle bir sessizlik ki… Kalbim sıkışıyor, boğazımda bir düğüm oluşuyor.
Tanrı Adem’in yanına yaklaşırken ona bakıyor, toprak gibi, su gibi, rüzgâr gibi bir varlık… Ve ismini söylüyor: “Adem.” Beni içten içe ağlatan şey tam da bu; insanın adıyla var oluşu arasındaki bağ. “Adem” dediklerinde, sadece bir isim değil, insanlığın ta kendisini çağırıyorlar. İçimde bir umut var, bir insan olma isteği gibi…
İçimdeki Boşluk ve Bağlantı
Kayseri sokaklarında yürürken, kendi yalnızlığımı düşündüm. İnsan bazen kendini eksik hissediyor; sanki bir parçası kayıp gibi. İşte tam o anda Adem’in adı aklıma geldi. Belki de Tanrı, insanı yaratırken isimle bir bağ kurdu; insan kendi ismini, kendi varlığını anlayabilsin diye. Ben de kendi ismimi düşündüm; doğduğum günden beri taşıdığım ama anlamını çoğu zaman sorgulamadığım.
Kalbim sıkışıyor. Günlüğüme yazarken bir yandan da kendi hüzünlerimi döküyorum. Geçmişte yaşadığım hayal kırıklıkları, kaybettiklerim, umudum ve beklentim… Hepsi bir arada. Ve fark ettim ki, insanın adı, onun hikâyesi, acısı ve umudu demek. Adem gibi…
Bir Sohbet Anı
Geçen gün bir arkadaşımın yanına oturdum, elimde kahve, gözlerim uzaklara dalmış. Ona “Biliyor musun, Adem neden Adem dediklerini hiç düşündün mü?” diye sordum. Gülümsedi ama sanki içten içe ben de cevabı biliyormuşum gibi bir sessizlik oldu. Ona anlatmak istedim: “Belki de insan olmanın, kendiyle yüzleşmenin ve hayal kırıklıklarını kabullenmenin adı Adem’dir.”
O an bir rahatlama hissettim; sanki yıllardır içimde biriktirdiğim sorulara cevap buldum. İnsan isimle var olur, var olduğunun farkına varınca dünyayı, duyguları ve umutları da taşır. Ve işte ben, o küçük sokaklarda yürürken, kendimi biraz daha insan gibi hissettim.
Adem’in Hikâyesi ve Biz
Her insan kendi Adem’ini yaşar. Kimimiz hayal kırıklıklarıyla, kimimiz umutla doludur. Ama isim, her zaman bir köprü gibi… Geçmişle bugün arasında, insanın kendi iç dünyasıyla dış dünya arasında bir bağ. “Adem” ismi, bana göre, sadece bir başlangıç değil, insan olmanın, hissedebilmenin ve bağ kurabilmenin simgesi.
Ve sonunda günlüğüme şunu yazdım: Her ismin bir hikâyesi vardır, her hikâye bir duyguyu taşır. Bizim görevimiz, o duyguyu hissetmek, anlamak ve paylaşmak. Kayseri’nin akşamında yürürken, rüzgârın yüzüme vurduğu o anda, kendi Adem’imle yüzleştim. Hüzün, umut, heyecan… Hepsi iç içe geçti.
Kayseri Sokaklarında Bitmeyen Düşünceler
Gecenin sessizliğinde, Erciyes’in soğuk gölgesinde, kendi duygularımla yürürken bir şey fark ettim: İnsan olmak, ismini bilmekle başlar; ama hissetmekle, anlamakla büyür. Adem ismi bu yüzden özel; çünkü insana ait her şeyi içinde barındırıyor.
Kendi günlük sayfalarımı kapatırken, içimde bir huzur var. Belki de insan, kendi hikâyesini, kendi adını anlamak için hep arayışta olmalı. Benim arayışım Kayseri sokaklarında başladı ve bu yazıyla devam edecek.