“Göz Yuvarı” Nasıl Yazılır? Dil, İktidar ve Görmenin Siyaseti Üzerine Bir Yorum Bir siyaset bilimci için göz yalnızca bir organ değil, iktidarın en keskin metaforlarından biridir. Görmek; denetlemek, tanımlamak, hatta yönetmektir. Peki, “göz yuvarı” dediğimizde yalnızca anatomik bir gerçeklikten mi söz ederiz, yoksa toplumların iktidar yapısına sinmiş bir görme rejiminden mi? Bu yazı, hem TDK’ye göre doğru yazımı hem de “göz” ve “bakış”ın iktidar, toplumsal cinsiyet ve vatandaşlık kavramlarıyla nasıl kesiştiğini irdeleyen bir analizdir. TDK’ye Göre Doğru Yazım: “Göz Yuvarı” Ayrı Yazılır Türk Dil Kurumu’nun imla kılavuzuna göre kelimenin doğru yazımı “göz yuvarı” şeklindedir. Bitişik veya tireli biçimler (“gözyuvarı”, “göz-yuvarı”)…
Yorum BırakYazar: admin
Gövde Nasıl Bulunur? Dilin, Kültürün ve Anlamın Merkezine Yolculuk Dilde bir kelimenin kökenine, anlamına ya da biçimsel yapısına ulaşmak istendiğinde, ilk adım genellikle “gövde”yi bulmaktır. Ancak “gövde nasıl bulunur?” sorusu, yalnızca dilbilgisel bir merak değil; insanın anlam üretme biçimine, kültürün dili nasıl şekillendirdiğine ve düşüncenin kelimelere nasıl sığdırıldığına dair derin bir araştırmadır. Tarihsel Arka Plan: Kelimenin Bedeni Olarak Gövde Gövde kavramı, dilbilgisi tarihinde “kök” ile karıştırılsa da, ikisi arasında ince ama önemli bir fark vardır. Kök, kelimenin en yalın hâli, yani anlamın ilk taşıyıcısıdır; gövde ise o kökün anlamlı bir biçim kazanmış, çekim ya da yapım ekleriyle birleşmeye hazır hâlidir.…
Yorum Bırak5237 Sayılı TCK’nın Uygulama Alanı Nedir? İki Pencereden Derin Bir Yolculuk Şunu biliyorum: Hukuk, tek bir cevabı olmayan büyük bir harita. Ben de o haritayı sizinle birlikte katlamak, farklı yolları karşılaştırmak istiyorum. “5237 sayılı Türk Ceza Kanununun uygulama alanı nedir?” sorusuna, iki karakterle yaklaşalım: Mert—objektif ve veri odaklı; Elif—duygusal ve toplumsal etkiler odaklı. Aynı manzaraya bakıyorlar, ama gördükleri ayrıntılar farklı. Siz hangisine yakınsınız? Kısa Cevap (Mert’in haritası): Uygulama alanının omurgası TCK’nın “uygulama alanı”, aslında altı sütunla ayakta durur: 1) Konu (genel hükümler): TCK’nın genel hükümleri, yalnız TCK’daki suçlara değil, özel ceza kanunları ve ceza içeren diğer kanunlardaki suçlara da uygulanır…
Yorum BırakGönye Ne Ölçer? Kültürlerin Düzlemi Üzerine Antropolojik Bir Yolculuk Bir antropolog olarak, insanların kullandığı nesnelerin yalnızca işlevsel değil, aynı zamanda kültürel ve sembolik anlamlar taşıdığını görürüm. Bazen bir araç, bir toplumun dünyayı nasıl algıladığını anlatan sessiz bir metin gibidir. İşte gönye de bu türden bir araçtır. İlk bakışta yalnızca açı ve diklik ölçer gibi görünür. Ancak derinlemesine bakıldığında gönye, insanın düzen, doğruluk, denge ve kimlik arayışının maddi bir sembolü olarak karşımıza çıkar. Peki gerçekten, gönye ne ölçer? Gönye ve Düzen Arayışı: Ritüellerin Sessiz Mimarisi Antropolojik açıdan gönye, insanın doğayı düzenleme isteğinin bir simgesidir. Her kültürde bir tür “ölçü” fikri vardır.…
Yorum BırakDaha Güçlü Olmak İçin Ne Yemeliyiz? Tarih Boyunca Gücün Sofrası Bir tarihçi olarak her zaman merak etmişimdir: İnsanlar farklı çağlarda “daha güçlü olmak için ne yemeliyiz?” sorusuna nasıl cevap verirdi? Bugün bu soruya protein, vitamin ve karbonhidrat dengesiyle yanıt veriyoruz; oysa geçmişte bu mesele yalnızca beslenmeyle değil, inançla, toplumsal düzenle ve kültürel ritüellerle de şekillenirdi. Güç, tarihin her döneminde bir arzu nesnesi olmuştur — kimi zaman savaş meydanlarında, kimi zaman tarlalarda, kimi zamansa sessiz sofralarda pişen yemeklerde saklıdır. Antik Çağlarda Güç ve Sofra: Bedenin Tanrısallaştırılması Antik Yunan’da beden, estetik ve ahlaki bir bütün olarak görülürdü. Sporcuların zeytinyağıyla yoğrulmuş bedenleri, yalnızca…
Yorum BırakBir İnsan Neden Her Şeyden Sıkılır? Antropolojik Bir Derinlik Yolculuğu Bir antropolog olarak dünyanın dört bir yanında aynı sorunun yankılandığını duydum: “Artık hiçbir şey ilgimi çekmiyor.” Bu söz, yalnızca modern bireyin değil, insanlığın kolektif bir iç çekişidir. Her kültür, sıkılmayı farklı biçimlerde yaşamış ve anlamlandırmıştır. Kimi topluluklar bunu ruhun dinlenme anı olarak görmüş, kimileri ise anlam kaybının işareti saymıştır. Bugün, “her şeyden sıkılmak” olgusunu bir psikolojik sorun değil, bir antropolojik fenomen olarak ele alalım. Çünkü sıkılmak, yalnızca bir bireysel deneyim değil; ritüellerin, sembollerin ve kimliklerin zayıfladığı bir çağın aynasıdır. Ritüellerin Erozyonu: Anlamın Kaybolduğu Nokta Her toplum, yaşamın sıradanlığını kutsallaştıran ritüeller…
Yorum BırakCelal Kalyoncu Kimdir? Mizahın, Stratejinin ve Empatinin Kesiştiği Nokta! Haydi dürüst olalım… “Celal Kalyoncu kimdir?” diye Google’a yazarken içimizden bir ses “Kesin ya çok ciddi bir iş insanı ya da gizli bir kahraman çıkacak” diyor, değil mi? Ama belki de Celal Kalyoncu, hayatı fazla ciddiye almayan, kahvesini stratejik planlarla değil, dost sohbetleriyle yudumlayan biridir! Bu yazıda Celal Kalyoncu’nun kim olduğundan çok, onun karakterinden yola çıkarak hayata nasıl tebessümle bakabileceğimizi konuşacağız. Çünkü bazen bir isim, sadece bir isim değildir — bir mizah anlayışı, bir vizyon, bir hikâyedir. — Celal Kalyoncu: Ciddiyetin Altında Gizlenen Mizah Bir düşünelim… Celal Kalyoncu’nun sabahları aynaya bakarken…
Yorum BırakKelimelerin Gölgesinde: Aç Gözlü Kime Denir? Bir edebiyatçının kaleminde kelimeler yalnızca harflerden ibaret değildir; onlar insan ruhunun kıvrımlarında yankılanan anlam titreşimleridir. Her kelime bir karakter, her cümle bir sahnedir. Açgözlülük de bu sahnelerin en eski temalarından biridir — insanın doymazlığını, arzusunu ve kendine yenilme hâlini anlatır. Bu yazıda “Aç gözlü kime denir?” sorusuna, sözlüklerin ötesine geçen bir edebi gözle yaklaşacağız. Çünkü edebiyatta açgözlülük yalnızca mal hırsı değil; anlam, sevgi, iktidar ya da ölümsüzlük arzusunun derin bir yansımasıdır. Bir Kavramın Edebî Yolculuğu Açgözlülük, insanın tarih boyunca en çok yazdığı günahlardan biridir. Dante’nin İlahi Komedya’sında hırsa kapılan ruhlar ağırlıklarla cezalandırılır; Shakespeare’in oyunlarında…
Yorum Bırak12 Ocak Ne Kandili? Bilimsel Merakla Maneviyatın Kesiştiği Nokta Merakla Başlayan Bir Yolculuk: İnanç ve Bilimin Ortak Alanı 12 Ocak geldiğinde pek çok kişi aynı soruyu soruyor: “Bugün ne kandili?” Takvimlere baktığımızda, bu tarih Mevlid, Berat, Regaip ya da Miraç gibi önemli kandil gecelerine denk gelmiyor olabilir. Ancak bu durum, konunun önemini azaltmaz. Aksine, tam da burada bilimsel merak devreye girer. İnsanlık tarihinin en eski sorularından biri olan “Neden kutsal zamanlara ihtiyaç duyarız?” sorusu, yalnızca dinî değil; aynı zamanda biyolojik, psikolojik ve sosyolojik bir araştırma alanıdır. Bu yazıda, 12 Ocak ve kandil kavramını bilimsel bir mercekten inceleyerek hem aklımızı hem…
Yorum BırakIrilmek Ne Demek? Psikolojik Bir Mercekten İnsan Davranışlarını Çözümlemek İnsan davranışlarını anlamak, her zaman karmaşık ve bazen de şaşırtıcı olmuştur. Bir psikolog olarak, insanların bilinçli ya da bilinçsiz olarak sergiledikleri davranışları anlamaya çalışırken, ardında yatan psikolojik motivasyonları ve toplumsal faktörleri keşfetmek bana hep ilginç gelmiştir. Bugün, dilimize yerleşmiş bir kelime olan “irilmek” üzerine derinlemesine bir inceleme yapacağız. Hangi duygusal ve bilişsel süreçler bu kelimenin psikolojik anlamını şekillendirir? Toplumsal olarak nasıl algılanır ve bu anlamlar bireylerin kişisel gelişim süreçlerine nasıl etki eder? Irilmek Nedir? Kelimeler, toplumdaki algılarımızı şekillendirirken, “irilmek” kelimesi genellikle büyümek, gelişmek veya daha büyük bir hale gelmek anlamında kullanılır.…
Yorum Bırak